n-0.gif (143 bytes)
n-0.gif (143 bytes)
n-0.gif (143 bytes)
n-0.gif (143 bytes)
n-0.gif (143 bytes)
n-1.gif (149 bytes)

 

    

h-igtk.gif (1660 bytes)
Yavuz ÜNAL

Benim gibi yaşam boyu deniz ve tekne özlemi çekmiş ve gözünün önünde Marmara başta olmak üzere denizlerimizin kirlenip yok olmasına, balık cinslerinin bir bir bizleri terketmesine tanık olanlardansanız “gelecek kuşaklardan ödünç aldığımız” güzelim doğamızın acısı yüreklerinizi yakar durmaksızın. 60’ların sonuna doğru önce İzmit Körfezi kirlendi, göz göre göre, gün be gün görüldü kirlenmesi. Sonra öteki körfezler sıraya sokuldu.

Önce sahiller kapışıldı, güzelliklerine sahip çıkmak için. Sonra dolduruldu tüm sahiller.

Ucuz tarafından halka açmak için. Kendi usulümüzle bu kez de denizleri fethetmeye başladık böylece.

Marmara, mitolojinin ‘bol balıklı’ denizi, denizlerimizin neredeyse tüm sürü balıklarının üreme yeri. Kirletilmeseydi böyle hoyratça, herkesi doyururdu balıkla. Sağlıklı kuşaklar yetiştirirdi bize. Konu komşuya bile faydası olurdu. Şimdi ne yazık. Birçok balığın nesli kurudu. Adını bile bilmiyor yeni kuşaklar. Kimileri de sırada, terkedip gitmek için bizim denizleri. Marmara’da yüzden çok balık cinsi sayar eski balıkçılar. Şimdi bakın balıkçı tezgahlarına, kaç cins balık görürsünüz. Çinekop ,sarıkanat olamıyor ki, lüferi, kofanayı görelim. Uskumruyu bilen olsa kolyoz satılır mı uskumru diye, yapılır mı çiroz, istavritten. Hani nerede sinarit, karagöz, mercan, kırlangıçlar, dülger balıkları, öteki güzelim çorbalık taş balıkları. Kimi eski balıkçılar ‘peygamber balığı bile çıkardı’ diyorlar. Palamut ‘çift’ hesabı satılırdı. Torikten yapılırdı lakerda. Kaç yıldır balıkçı tezgahlarında görmedik torik ve kofana.

Her denizin balığı o denizde lezzetlidir. Kalkan Karadeniz’indir. Marmara ya kaçmışında o tadı bulamazsınız. Marmara sinaritinin tadı Adalar Denizi’nde olmaz.

Tıpkı çupranın Adalar Denizi’nde, lağosun Akdeniz’de lezzetli olması gibi. Karadeniz ve Marmara lüferi, kofanası palamutu, toriği, hatta istavriti başka denizlerde aynı tadı vermez. Hamsinin hası Karadeniz’de çıkar. Marmara komşu deniz, bu balık yokluğunda çaresiz yeniyor. Ama öteki denizlerin hamsisi yenmez desek yeridir.

Gurbette insanoğlu bile tatsızlaşıyor.

Nerde kılıç balıkları, Beykoz koyundaki dalyanda, sürüyle tutulurdu da kana boyanırdı koy. Sarayburnu açıklarına, demircide yapılmış ve yemi palamut olan olta atardı balıkçılar. Ucuna 25-30 kiloluk tonozlar bağlayarak. Deniz üstünde görünmezdi şamandırası. Öyle kerteriz alırlardı ki (üç ayrı noktayı aynı hizada görerek) ertesi günü gönderi sarkıttı mı 1.5, 2 metreye , eliyle koymuş gibi bulurdu, hem şamandırayı ve hem de palamut yemine yakalanmış kılıç balığını.

Şimdilerde bulabildiğimiz balıkları bile doğrusu yemeğe korkar olduk. Bir taraftan evsel atıklar, öte yandan sanayi atıkları, özellikle yerli dip balıklarını etkiliyor. Ama nerde kamu sağlığını düşünecek siyaset ve devlet. Kadıköy’den İzmit’e kadar her bir kaç yüz metrede bir zehir deresi akıyor Marmara’ya. Ve tüm sahil boyu şehir atıkları. Kimi yerlerdeki çöpleri de siz ilave edin. Ne yapsın deniz, ne yapsın balıklar. Bu gayya kuyusunda tutulan balıklar her gün tezgahlarda, . Tuzla ve Pendik koylarında pislik akan dere ağızlarında tutulmuş kefal bile satıyorlar. Yaz geldi mi çoluk çocuk bu pisliğin içinde . İnsanı düşünmeyen kamu, balığı mı düşünecek.

Kısmen sanayi atıkları İzmit körfezinde kontrol altına alındı da balık türleri çoğalmaya başladı bir kaç yılda. Deniz ne kadar da affedici. Sanki yenileri atılmasa atıkların, temizleyecek kendi kendini, hiç olmamış gibi.

VİRA BİSMİLLAH---->

Gezi Rehberi 
www.travellingturkey.com 
e-mail: info@travellingturkey.com 
Bir Ekin Yazım Merkezi Yayınıdır 
www.ekinyazim.com