| "VİRA
BİSMİLLAH!"İşte bu ahval üzere olan İstanbul
kıyılarından ‘vira bismillah ‘ deyip, demir alarak, Bostancı limanı önünden
yelken bastık, bir fırtınalı günde . Gökova’ya doğru.
İlkbahar ve yaz başı yelkenciler
için en ideal deniz Marmara’dır. Rüzgarlar genellikle kuzeyden ve orta kuvvette eser
durur gün boyu. Akşam olunca kalır hava. Adalar önünde yelken kullanmak , ne yazık
ki ayrıcalıklı ve pahalı bir zevk. Yelken kulupleri gelişmiş değil. Parası olan bu
keyfi sürebiliyor. Kimi benim gibi kendi emek gücüyle tekne sahibi olabilenler ise bu
kez, barınak yeri, çekek yeri derken tekne sahibi olduklarından daha çok,
sattıklarında sevinebiliyorlar.
Evet ,Adalar önünde yelken kullanmak
ve Sivri Ada’da gün batışına kadeh kaldırıp, şehir ışıklarına ve mehtaba
karşı yarenlik ayrı bir keyif. İstelik kimi zaman geleneksel ‘bize bir şey olmaz’
sığlığımıza uyarak . “Canım işte 2 metreden dibi görülüyor ne kadar
seyrelmiş” deyip kirliliğinin çaresiz kabüllenilmesi bir yana, dalıp irileri
seçilerek toplanmış midyelerle pişirilmiş, domatesli ve sarmısaklı makarnadan daha
iyi meze mi olurmuş.
Kısa sürede Kınalı Burgaz arasına
girip orsaladık Adaları. Marmara, Adalardan sonra başlar. Daha Sivri Adaya gelmeden
açık denize çıktığınızı anlarsınız. Denizin rengi, dalgası ve dalga periyodu,
herşeyi değişir. Rüzgar 5 kuvvetini buldu mu, (aşağı yukarı yirmi milin üstüne
çıkar) Sivri Ada’yla Yassı Ada arasında nehir gibi akıntı yapar deniz. Öyle her
yelken teknesi bu zorlu akıntıda giremez Sivri’nin limanına . Zaten motorcu derdinden
akşama kalmış olan bizler de bir aksilik daha yaşamamak için motor yelken girdik
limana . Hafta içi ve hava da tatsız olunca , kimsecikler yoktu limanda. Oysa hafta
sonları , yanaşacak yer bulunmaz. Mecburen tanıdık bir tekne aranır üstüne
bağlanmak için.
Koskoca İstanbul’da, denize girecek
yer bir yana, denizde gidilecek bile yer kalmadı. Son 30-40 yıldır politikaya yön
verenler, devleti yönetenler acaba denizlerimizin bu halini görüp kendi kendilerine de
olsa yüzleri kızarır mı bimem ki.

Sabah 6’ da demir aldık Sivri Ada’
dan ve birden kendimizi Marmara’nın orta yerinde bulduk. Hem rüzgar ve hem de
akıntının etkisiyle. Sivri’den 15 mil kadar sonra Marmara’nın derinliği 1300
metreye yaklaşır yer yer. İmralı’ya doğru 500 metre civarına düşer ve öyle
devam eder . Bu bölge Karadeniz’i aratmayacak iri dalgalar yapıyor. Marmara öteki
denizlerimizin hiç birine benzemez. Birden çıkar hava ve geldiği gibi birden kalır.
Ama bu arada yapacağını yapar. Bu denizde küçük teknelerin dikkatli olması
gerekiyor.
Öğlen üzeri Bandırma Koyu içinde ,
yarımada yanında, sahil boyu içeri doğru ilerleyip demir yeri aramaya başladık. Ne
yazık bu bölge de yazlıklarla dolmaya başlamış. Senede 15 gün oturmak için neden
ev alır insanlar anlamak olanaklı değil. İstelik bu sürenin en az yarısını da evin
onarımı ile geçirmek koşuluyla. Bu yazlık ev furyasının sonuçları , denizden çok
daha ürkütücü görünüyor.
Tatlısu Köyü önlerine demirledik.
Önümüzde bir dalyan vardı. Bize mesafesi 150 metre var. Hiç aklımıza gelmedi
tonozların bu kadar gerilere atılacağı. Kısaca demirimizi dalyan demirine taktık.
Dalyanın sahibini bekleyip, onun yardımıyla kurtulduk. Bize göre kabahat onlardaydı,
köylüye göre bizde. Daha sonraları da gördük ki, bu tür yerlerde şamandıra
kullanmak akıllarına bile gelmiyor . O civara yanaşmayacaksınız. Başka çare yok.
Kimi yerde dalyanlar,çoğu yerde de balık çiftlikleri pek çok koyu böylece
parsellemişler.
Artık deniz kenarlarının eski
sakinliği de kalmadı. Nerdeyse her köyde diskolar ve onların sonuna kadar açılmış
ses cihazları gece yarılarına kadar susmak bilmiyor.
Dayanamayıp gece demir aldık ve
birkaç mil ilerdeki Kum Limanı açıklarına gidip, kaçtık gürültüden. Ancak
uyuyabildik böylece.Her şey kötü değil.İyi gelişmeler de var. Hemen her köyün
korunaklı bir limanı var. Bunu Batı Karadeniz’de de gördük. Şile Sinop arası bir
çok sağlam ve korunaklı liman yapılmış. Benim iki yıl önce aldığım haritalarda
ne bunlar ve ne de Marmara’daki birçok liman işaretli. Bunları gördüğünde daha
güvenle açılır gemiciler denize.
Bu bölge, yani Kapıdağ Yarımadası
ve çevresi, Marmara’nın hem en temiz ve hem de en balıklı bölgesi. İstanbul’ da
nesli kurumuş balıklar buralarda hãlâ bulunabiliyor. Benim ölçüm sinarit. Denizin
temizinde dolaşır. Buralarda çıkıyor. Buna da sevindik .
Meraklısı için hemen kaydedelim,
Yarımadanın hemen burnundaki Fener Adası çok iyi karagöz yaparmış. Sinarit dahi
tutulabilirmiş. Burada hem gece geç yattığımız ve hem de sonraki rotamız Marmara
Adası olduğu için sabah acele etmeden kahvaltımızı yaptık, sonra demir aldık. Hava
kalmış gibiydi. Kapsül Burnunu döndük, bir süre sonra orsamızdan rüzgar almaya
başladık. İlk kez burada GPS’de yelken -motor 12 knot sürat yaptığımızı
gördüm. Hoşuma gitti elbette. 30 mili aşkın yolu üç buçuk saate aldık. Asmalı
Ada Feneri yanından geçerken , bir çok tekneye mezar olan bu kıyıların dehşeti
limanlık havada pek gözükmüyor. Ama kötü ünü bile fenerden uzak durmaya itiyor
insanı.
|